HABERİ PAYLAŞIN

 

Öncelikle merhaba, sizleri tanımak isteriz. İhsan Sezal kimdir?

1947, Siverek, Urfa doğumluyum. Demek ki 74 yıllık bir hayat serüvenim var. Dönüp baktığımda hikâye defteri boş kalmayan sayfalardan oluşan bir serüven.

Tatlı anılarıyla mutlu bir çocukluk… ve sonrasında Türközü İlkokulu (1954-1959). Neredeyse ailem kadar beni şekillendirdiğinin sonradan daha çok farkına vardığım okul... ve o okulun nitelikli, öğretmeye tutkulu öğretmenleri. Benim de hep bir parçası olduğum okul duvar gazetesi, piyes  ve  hızlı okuma yarışları. Bir gün bile yüksünmeden gittiğim, gidilmesi keyif veren okul. Siverek Ortaokulu da öyle... Birinci sınıfta oldukça eksik bir kadro, ikinci sınıfın ortalarında gelen genç öğretmenler ve onlarla başla- yan kültürel etkinlikler. Benim Türkçe Hocamızın denetiminde programını ve spikerliğini yaptığım okul radyosu. Münazaralar. Ünlü isimleri anma etkinlikleri ... Ve bu arada birinci sınıfın ikinci döneminde gelip bir yıldan faz- la Türkçe dersini bize sohbet arkadaşları gibi davranarak anlatan o unutulmaz isim Rıza Polat Akkoyunlu... ‘Nokta Noktam’ şiirlerinin şairi.

O tarihte Siverek’te lise yoktu. Lise öğrenimimi Diyarbakır, Ziya Gökalp Lisesi’nde yaptım.

Yine bazı derslerin hocaları eksik olmakla birlikte Ziya Gökalp Lisesi’nin ve o yıllarda ‘Şarkın Paris’i’ olarak anılan Diyarbakır’ın yetişmemdeki payları inkar edilemez. İlk tiyatro zevkini, Diyarbakır’a turneye gelen çeşitli tiyatro oyunlarını seyrederek tatmış oldum. Mezuniyet ve üniversite sınavlarına giriş. Uzun hikâyenin özeti Siyasal Bilgiler Fakültesi... Severek, isteyerek tercih ettiğim gerçek üniversite.

Siyasal Bilgiler Fakültesi, o kalplere nakışlanan adıyla Mektebi Mülkiye, ben de ömür boyu sürecek izler bıraktı. Hayatımdaki en yakın arkadaşlıkları ve dostlukları orda kurdum. Üniversite eğitiminin diğer tamamlayıcı boyutları sinema, tiyatro, konserler, paneller ve diğer sanat/kültür etkinliklerini ise Ankara sağlıyordu.

 

Sayın hocam, internet üzerinde kapsamlı şekilde eğitim ve meslek hayatınız yer alıyor. Bize bunlardan biraz bahsedebilir misiniz?

Siyasal Bilgiler Fakültesi’nin bana sağlayacağı meslek ilk günden belli idi sanki. 3. Sınıfa geçtiğimde idari bölümü seçecek ve idari bölümden mezun olup kaymakam, vali olacaktım. Hariciye bölümü zaten söz konusu olamazdı. Çok iyi yabancı dil bilmek gerekiyordu. Maliye ise bana pek sempatik gelmemişti. Mülkiye (SBF) ve Ankara’nın kültür ortamı bana çok kısa bir sürede meyvesini bugüne kadar yediğim donanımının önemli ki her gün yenilerle daha da artması gereken kazandırmıştır.

 

Eğitim hayatınızın lisans döneminde İngiltere’ye burs ile gittiğiniz bilgisi yer alıyor. Hangi tarihte ve kaçıncı sınıfta İngiltere’ye gittiniz?

Siyasal Bilgiler Fakültesi – Mektebi Mülkiye’yi keyifle tamamlayacağım yılları ve sonrasının hayallerini kurarken, ikinci sınıfa başlamaya az bir zaman kala, Fakülte’deki en yakın arkadaşım elinde formlarla gelip Milli Eğitim Bakanlığı’nın lise mezunları için lisans ve yüksek lisan yurt dışı burs sınavları açtığını ve birlikte başvurmamızı isteyip istemediğimi sordu.

Hemen kabul ettim ve birlikte başvurularımızı yaptık. Bu demekti ki SBF’deki eğitimimden vazgeçecek ve her şeye yurt dışında sıfırdan başlayacaktım. Bu zor kararı vermemde iki faktör rol oynadı. Birincisi elbette ki yurt dışında okumanın cazibesi idi. Ama en az onun kadar, hatta bir bakıma daha fazlası ise ailemin büyük sıkıntılara ve fedakarlıklara katlanarak beni SBF’de okutmaya çalışmalarıydı. Bu bursu kazanmam ve yurt dışına gitmem onları da sıkıntılarından kurtarmış olacaktı.

Sonuçlar nihayet Aralık sonuna doğru açıklandı: İlk beşe girdiğimden Milli Eğitim Bakanlığı Yüksek Öğretim Genel Müdürü, bana, daha önce Fransa/Ekonomi ve Sosyal Bilimler olarak belirttiğim tercihimi hem ülke, hem de alan olarak değiştirebileceğimi söyledi ve ben de başta SBF Dekanımız olmak üzere bazı hocalarımın ve fikirlerine önem verdiğim tanıdıklarımın tavsiyesi üzerine ülke olarak İngiltere’yi seçtim ama alanı aynı bıraktım. 17 Mart 1967 Günü, daha önce sevdiğim okulum SBF’ye, Ankara’ya veda ettiğim gibi İstanbul ve Türkiye’ye de veda edip trenle İngiltere’ye yola koyuldum. Londra’da önce yabancı dilim Türkiye’de Fransızca olduğundan sıfırdan öğreneceğim İngilizce dil okulu sonrasında başarılı olmadığım takdirde birinci dönem sonunda ilişiğimin kesileceği şartı ile kabul edildiğim “Manchester Üniversitesi, School of Economics and Social Studies.”

 

Her ülkenin eğitim sistemi farklılıklar içerebiliyor. Siz eğitim hayatınızı İngiltere’de geçiren ve daha sonrasında Türkiye’ye gelip eğitimcilik yapan biri olarak eğer varsa iki ülkenin eğitim sistemin- deki farklı bakış açılarından bahsedebilir misiniz?

İngiltere, o yıllarda Türkiye’den ve diğer birçok ülkeden üniversite eğitimi için gelenlerden önce alanına göre en az bir iki yıl gerektiren A-Level almalarını istiyor ancak ondan sonra başarı durumlarına göre kabul veya reddediyordu. Daha önce A-Level yapıp üniversitede okuyan Türk öğrenci arkadaşlarım, SBF’den ikinci sınıftan ayrılıp geldiğimin belgeleri ve sınıf geçme notlarımla başvurursam doğrudan kabul edilebileceğimi söylediler ve ben de öyle yapıp başvurumu sistem gereği altı üniversite tercihi ile yaptım ve yukarıda da belirttiğim gibi şartlı olarak Manchester Üniversitesi’ne kabul edildim.

İngiltere’ye gitme imkânı sağlayan bu bursa nasıl erişim sağladınız? Dönemin koşulları nelerdi?

Başvurumun hemen ertesinde, burs sınavlarına lise ders kitaplarına dönerek hazırlanmaya koyuldum ve sınava girdim. Sonuçların açıklanması geciktikçe gecikti ve okul açılıp dersler başlayınca ikinci sınıf kitaplarını alıp yoğun şekilde ikinci sınıf derslerine çalışmaya başladım.

Manchester Üniversitesi’nde beni şaşırtan ilk şey yıllık ders sayıları olmuştu. SBF’de birinci sınıfta 12, ikinci sınıfta da 13 farklı ders  görürken,  şimdi biz her yıl sadece beş ders görecektik. Bir farkla, her der- sin okuma listesi SBF’de bütün dersler için verilen kaynaklardan çok daha fazla idi. Üstelik Türkiye’de bütün lisans eğitimi dört yıl iken İngiltere’de üç yıl idi. Bu şu mu demekti: Türkiye üniversiteleri kırk yamalı bohça misali her şeyi zihinlere yüklemeye çalışırken, İngiltere az ama, gerçek bir donanımın ve düşünme, sorun çözebilme yetkinliğinin peşindeydi ve bunu üç yılda mükemmel bir şekilde yapıyordu. Bu sebeple de dünyanın her yerinden öğrenciler bu eğitimi almak için geliyorlardı. Bu hâlâ üzerinde ciddiyetle durduğum temel bir eğitim sorunu- muz olarak duruyor.

İkinci şaşırdığım husus üniversite yurtları idi. Benim kaldığım yurt dâhil hepsi tek kişilik odalardan ibaret yurtlardı. Üstelik II. Dünya Savaşı bittikten sonraki 15 yıl içinde gerçekleştirilmişti bu yurtlar. Türkiye’de o tarihte gerçekten lüks sayılan SBF yurdunda bile odalar 3 ve 6 kişilikti. Diğer yurtlar tam anlamı ile 50-60 kişilik koğuşlardan ibaretti. Önce bir yılımı dil okullarında geçirdiğim Londra ve sonra üniversite yıllarımın Manchester’i... beni farklı düşünceler, farklı bakış açıları ve farklı hayat tarzı ile zengin kültür ortamları ile buluşturdu. Eğitimin, her kademesi ile kalıpları kırmak, farklılıkların farkına varmak ve düşünmek, düşünmek, düşünmek; hiçbir şeyi körü körüne kabullenmemek olduğunu öğretti.

Üçüncü kritik farklılık ise, SBF de büyük sınıflarda ‘konferans dersler’ görürken, Manchester’ de her dersin ayrıca 15 civarın- da öğrenciden oluşan ‘tutorial’ denilen tartışmalı uygulama sınıflarının olması idi.

Manchester’den mezun olduktan sonra Bath Üniversitesi’de yüksek lisans ve doktoramın ilk kısmını yapıp Türkiye’ye döndüm ve yeni kurulmuş olan Bursa Üniversitesi, İktisadi ve Sosyal Bilimler Fakültesi’ne asistan olarak girdim ve doktoramı İstanbul Üniversitesi, İktisat Fakültesi’nde tamamlamış oldum.

1986 yılında doçent olarak öğretim üyeliğime devam ederken davet üzerine Milli Eğitim, Gençlik ve Spor Bakanlığı’nda önce müsteşar yardımcısı, bir buçuk yıl sonra da müsteşar olarak görevde bulundum. 1987 – 1991 yıllarında da YÖK üyesi idim. Müsteşarlıktan sonra Gazi Üniversitesi’ndeki öğretim üyeliği- ne döndüm.

Sonraki yıllarda Başkent Üniversitesi’nin kuruluşunda Sosyal Bilimler Enstitüsü’nü kurarak altı yıl enstitü müdürü olarak görev yaptım. 2007 yılında TOBB ETÜ’ye Güzel Sanatlar Fakültesi kurucu dekanı olarak geldim. İki yıl dekanlıktan sonra İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi, Uluslararası İlişkiler Bölümü’ne geçtim. Yedi yıl süren fakülte dekanlığımdan sonra şimdi bölümümde öğretim üyeliğine büyük bir iştiyakla devam ediyorum.

İngiltere’ye gittiğiniz dönem de burs size hangi imkânları sağladı? / Barınma, burs kapsamında mıydı? Yurtta mı yoksa evde mi öğrencilik hayatınızı sürdürdünüz? İngiltere’de öğrenci için barınma imkânları nasıldı? Yurtlardan ve evlerden bahsedebilir misiniz?

Milli Eğitim Bakanlığı bursu hem okul ücretini hem de kişisel harcamaları karşılayacak şekil- de düzenlenmişti. Okul ücretleri doğrudan okula ödenirken, öğrencilere de aylık olarak bursları ödeniyordu. Burs miktarı bir öğrenciye sıkıntı çekmeden, iyi denebilecek bir yaşama standardı sağlayacak miktarda idi. İngilizce öğrenirken bir İngiliz ailenin kiracısı idim. Evin bir ferdi gibi davranıyorlardı bana.

 

İngiltere’deki akademik hayatın yanında ne gibi sosyal faaliyetlerle meşguldünüz? Eğitim aldığınız yıllarda İngiltere’deki bir öğrenci nasıl bir sosyal yaşamın içerisindeydi? Okul dışındaki hayatınız nasıl geçiyordu?

Londra’ya ayak bastığım yıl iki önemli dalga gitgide bütün bir kişisel ve toplumsal hayatı etkiler ve şekillendirir hâle gelmekte idi. Birincisi hem Türkiye’de, hem de Amerika ve Avrupa’da başlayan öğrenci hareketleri. Sonra’dan -benim de bir parçası olduğum- 68 kuşağı olarak anılan üniversite gençliğinin hareketi. Diğeri ise Kuzey Amerika ve Avrupa’yı kasıp kavuran “Çiçek Çocukları, Hippi” hareketi.

Londra’ da dil okullarında iken ‘The Beatles’ ve ‘Rolling Stones’lar ile sembolleşen çiçek çocukları gençliği eğlenceden, estetiğe her alanda tabuları alt üst eden bir hayat şeklini ifade ediyordu. Böyle bir ortamda, Londra’ da, sonra da Manchester’de olmak müthiş bir şeydi ve ben de bunu olabildiğince yaşamaya çalıştım. Sinema, tiyatro, konser, üniversite ve üniversite dışı hafta sonu etkinlikleri… Derslerle dengeleyerek tadını çıkarmaya çalıştığım, bugün de anılarımda yer tutan yaşanmışlıklardı.

 

İngiltere’de eğitim almış olmanızın size ne gibi faydaları olduğunu düşünüyorsunuz?

Anlatamayacak kadar faydası oldu. Önce Türkiye’de iki yıla yakın üniversite hayatını yaşamış olmak ve sonra İngiltere’ de her bakımdan muazzam farklılıklara sahip bir toplum ve üniversite hayatı içinde yer almak bana zengin bir donanım kazandırdı. Kısaca -iddialı bir tabir olacak ama- beni 68’li yılların ünlü düşünürü Herbert Marcuse’nin o güzel ifadesi- ve kitabının adı ile ‘Tek Boyutlu İnsan’ olmaktan kurtardı.

 

Geriye dönüp baktığınızda, eğitim hayatınızda yaşadıklarınızdan memnun musunuz? Keşke şunu da yapabilseydim dediğiniz bir nokta var mıdır?

Önce  tereddütsüz  belirteyim ki yaptıklarımdan, özellikle de büyük bir risk alıp Mülkiye 2. Sınıftan ayrılıp İngiltere’ye gitmekten, tarif edilemeyecek kadar memnunum. Keşkelere gelince elbette yapmayı isteyip de yapamadığım çok şey var.

Olması da çok normal. Bir de yapmak için uğraşıp, engeller- le karşılaştıklarım. Bu ikinciler, Milli Eğitim, Gençlik ve Spor Bakanlığı’nda Müsteşar iken mücadele edip yapamadıklarım. Mesela ÖSYM ve sınav sistemi ile ilgili olanlar.

 

TOBB ETÜ öğrencileri için kıymetli tecrübelerinizden yola çıkarak ne gibi tavsiyeler verebilirsiniz? Öğrenci değişim programları, dil öğrenmek, insanın kendini yetiştirmesi gibi konular hak- kında önerileriniz nelerdir?

Uzun vade hedefleriniz ne olursa olsun yapılmasını tavsiye edeceğim en önemli husus, yabancı dili olabildiğince iyi öğrenmeye çalışmak.

Bunun için dışardaki kurslara gitmek yerine orada geçirilecek zamanı okulda öğretilenleri tekrara ayırmak yeter de artar bile; yeter ki düzenli yapılsın.

Bir diğeri ise yurt dışına kısa ve/veya uzun süreli gitmeye çalışmak. Bu ikincisi için gerçekten çok iyi imkanlar söz konusu. Erasmus başta olmak üzere, ikili burslara varıncaya kadar hepsini denemek. Yurt dışı, kısa sürede bile çok şeyler kazandıran bir fırsat; ikinci bir üniversite adeta.

Son olarak donanım/birikim dediğimiz o nitelik sadece derslerle olmaz. Edebiyat, sanat, spor ve diğer sosyal, kültürel ilgiler insanı hayata hazırlayan olmazsa olmaz kazanımlar. Bunlara çok çok önem vermeli. Bir insanı toplum ve iş hayatında farklı kılacak olan asıl bunlar olacaktır.

Geleceğin umudu sizlere başarılar ve sevgilerle…